Her şey günler öncesinden sınırlarımızdan sıra halinde yaşları 30-35 arası genç Afganların girişiyle anlaşılmıştı.

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi. Bu süreç Amerika’nın çekilme kararıyla başladı. Ne oldu demeye kalmadan bir süre sonra Taliban’ın yeniden güçlendiği, hızla ilerlediği, ardından Afganistan’ın başkenti Kabil de dahil ülke yönetiminin tümünü ele geçirdiğini gördük.

Afganistan’dan ülkemize gelen mülteci akını daha önce de yaşadığımız pek de yabancı olmadığımız bir durumdur. Yakın tarihte Suriye’deki muhaliflere yönelik eğit-donat projesi üzerinden de bildiğimiz yapının bir parçası olarak gözükmektedir.

Ekranlara yansıyan görüntülerde Taliban’ın Kabil’de hakimiyeti sağlamasıyla binlerce insanın havaalanına akın ettiği, vatandaşların ülkeden kaçmak için sineğin pekmeze üşüştüğü gibi işgalci-kurtarıcı(!) Amerikan uçaklarına binmek için sarılırcasına, saldırdıkları görüldü.

Yine binlerce yaya ve araçla insanların Kabil’i terk ettiğini gördük. Uçakların İstanbul’a indiğine dair söylentiler var, bilmiyoruz.

Sınırlardan giriş yapan o gençler, Amerika’nın Afganistan’ı işgali sırasında yandaş ülkelere taşeron hizmeti yapan işbirlikçilerdir. Bunlar Taliban gelince ülkeyi terk etmek zorunda kalanlardır.

Kısaca Afganistan’da kaçmak isteyenler; bu dönem suçlu olanlardır. Amerika adına askerlik yapanlardır. Kaçırmak isteyenler de ileride yine başka planlarda kullanmak üzere olan işgalcilerdir.

İKİZ KULELER VE YENİ EKSEN

Taliban yakın siyasi tarihimizde fazla da müspet izleri olmayan icraatlarıyla zihinlere kazınmıştı.

Hareket, Amerika ve Pakistan istihbaratı tarafından kurulduktan sonra eğitilip desteklendi.

Taliban, Hind-Pakistan Diyobent ekolüne bağlı Hanefi-Selefi karışımı bir medrese İslamcılığı olarak temayüz etmiştir. Afganistan, uzun yıllar süren iç savaş kültürünün etkisi ve yerel şartların etkisiyle sert mizaçlı bir yapıya sahip.

Başlangıçta Kuzey İttifakını oluşturan başta Prof. Dr. Burhanettin Rabbani ve Gülbettin Hikmetyar gibi Afgan cihadının öncüleri Taliban karşıtıydılar. Daha sonra Abdullah Azam ve Üsame Bin Ladin gibi Suud destekli selefi katılımlar sonrasında Taliban, el-Kaide İşid karışımı bir yapı ortaya çıktı.

Kuruluşundaki ABD desteği, 11 Eylül Amerikan ikiz kuleleri saldırılarına kadar sürdü. Hala faili bulunmamış/bulunamamış o saldırıdan sonra ABD, Taliban’ı da hedef alarak düşman ilan etti. Saldırının intikamını almak üzere başta Usame bin Ladin olmak üzere çeşitli operasyonlar ve suikastlar düzenledi.

Dolayısıyla Taliban, başlangıçta Amerika’nın desteklediği sonrasında karşısına geçtiği bir örgüt görünümündeydi. Bu durumda Taliban da hat değiştirerek Rusya, Çin, İran ekseninde yer almaya başladı. Deyim yerinde ise bu üçlü akıl hocası konumuna geldi.

KADRO DEĞİŞİMİ VE TAŞERON HİZMET!

Arap Baharı ile öğrendiğimiz iki husus oldu. Bunlar; miadı dolduğunda kadro değiştirmek diğeri de taşeron sistemine geçmek. Burada da her iki politika devreye sokulmuş gözüküyor.

Amerika, kendi askeri ile yaptığı işgaller ağır masraflara neden olmakta ve can kaybı söz konusuydu, sistem değişikliğine giderek taşeron kullanma yolunu tercih etti.

Bölgemizde PYD, İŞİD ve benzeri yapılar daha ucuz ve maliyetsiz olduğu için tercih ediliyor. Burada da bir taşeron kullanarak çekilme durumunda kaldı. Başaracak mı zaman gösterecektir.

YENİ DÖNEMDE TALİBAN YÖNETİMİ

Bu süreçte, Taliban tabiri caizse Kabil’i ve 22 vilayeti savaşsız, bir kurşun bile sıkmadan teslim aldı. Amerikan kuklası, Afgan Cumhurbaşkanı’nın kaçıp gittiği ülkeyi Taliban, işgalci ABD yönetiminin sunduğu altın tepside teslim aldı. Bu olay öncesinde gerçekleştiği yönünde basına yansıyan Biden-Erdoğan görüşmesinin içeriğini bilmiyoruz. İddia edilen bu görüşmenin hemen ardından; Türkiye’ye Afgan mülteci girişi, ardından Kabil Havaalanı’nın Türkiye tarafından yönetileceğine dair anlaşma, son olarak da tümüyle Taliban’ın ülke yönetimini devralması söz konusu oldu. Amerika Büyükelçisi tarafından “Afgan mülteci ve göçmenler konusunda anlaşma ve pazarlık yapıldığına dair iddiaların temelsiz” olduğu yönünde açıklama yapılmış olsa da soru işaretleri giderilmiş değil.

Taliban bu dönem beklentilerin aksine sanki biraz eskilerden ders almış gibi görünüyor. Mesela içinde bulunduğumuz bu Muharrem günlerinde şii nüfusun yoğun olduğu Hazar bölgesine yeni Vali atandı. Bölgede Şiilere yönelik patlamalar, toplu katliamlar beklenirken sadece bayrak yasaklandı, ardından serbest bırakıldı.

Kadınların eğitimiyle ilgili “okumalılar, ama İslam’a uygun olmalı”, çalışmalarıyla ilgili “kadınların da yönetime katılmalarını istiyoruz” gibi içe dönük olanların yanı sıra komşu ülkelerle ilişkilerde ılımlı mesajlar vererek dışarıyı rahatlatma gayretindeler.

İşgalcilerle işbirlikçilik yapanlar dahil genel af ilanı da bu döneme yönelik mesajlar. Belli ki bu sefer ürkütmek istemiyorlar.

Özetlemek gerekirse bunların dini mezhebi, eğitimi, problem durumları, konjonktürel bir durum. Bu denklemin farklı bir boyutu.

Taliban’ın misvakının tipi, sakalın uzunluğu, entarinin şekli işin magazin boyutudur. Asıl mesele, bunların yönetime yapacakları katkılar; ekonomi, dış politika ve ülkenin geleceği gibi daha birçok durumu nasıl yönetecekleridir. Halen liderleri kim belli değil. Taliban ülkeyi yönetebilecek mi, halkını mesut edebilecek mi, onu zamanla göreceğiz. Daha da önemlisi, dünyada Müslüman imajına yapacağı olumlu-olumsuz katkılardır. Afganistan’da uyuşturucunun üretimi, tüketimi ve dünyaya transferi başlı başına ayrı bir sorun.

SİLAHSIZ ADRESE TESLİM GİZLİ ANLAŞMA

Bugün Amerika, Afganistan’ı kaybetmiş görünse de Türkiye’nin ne düşündüğü merak konusu. Çünkü henüz sayın Cumhurbaşkanı konuşmadı. Sayın Erdoğan’ın konuşmadığı bir meselede hiçbir siyasi açığa düşmemek için görüş belirtmiyor. Türkiye’nin “Meşru hükümetin yanındayız, Afgan halkıyla beraberiz” sözü ne anlama geliyor onu da anlamış değiliz. Hangisi meşru? Dolayısıyla, Türkiye’nin Afganistan’da yaşananlarla ilgili ne düşündüğü meçhul.

Amerika, Türkiye’yle görüştü, bir plan yürütülüyor. Planın ne olacağını göreceğiz ve tabii ki evdeki hesap çarşıya uyacak mı? O da ortaya çıkacak.

Gerçekten bunların Türkiye’ye gönderilip burada bakımının üstlenileceği veya Kanada’ya götürüleceği gibi bir anlaşma yapılmış mıdır? Bunları bilmiyoruz. Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da rejim değişikliğine taşeronluk yapmanın yarar getirmediği görülerek temenni ederiz bu sefer aynı hataya düşülmez.

Belki Afganistan’da da buna benzer bir hadise oldu. Evet, Taliban biraz dersine çalışmış. Amerika, Afganistan’ı Taliban’a teslim etti. Cumhurbaşkanı Şerif Gani’yi gözden çıkardığı için en sonunda Gani, uçak dolusu parayla komşu ülke Tacikistan’a kaçarak ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Afganistan’da yıllarca kontrolü elinde tutan Amerika, Taliban’la anlaşarak kadro değiştirdi ve ülke bilinçli olarak teslim edildi.

 Sonuç olarak Türkiye ile Amerika iş birliği sonucunda Taliban’ın, bugünkü konumuna geldiği anlaşılıyor. Belki evdeki hesap çarşıya uymadı. Amerika, Kabil’i Türkiye’ye teslim edecekti ama tümden elden gitti. İkinci, üçüncü oyun planlarının ne olduğu önümüzdeki günlerde anlaşılacak.

Taliban’ı kurup-destekleyen ABD, sonra düşman olan ABD, şimdi de Kabil’e teslim eden yine ABD. Hangi amaçla?