Pandemi gölgesinde, bir eğitim döneminin daha sonuna geldik. Tabii bu günler insanı eski günlerine, zihinlerdeki hatıralara götürüyor.

Lise mezunu bir genci gördüğünüzde, lise sıralarındaki öğrencilik yıllarınız, üniversite mezunu birisini gördüğünüzde de üniversite dönemindeki öğrenciliğiniz akla geliyor. Geçmiş yılları hayal ederek yaşadıklarınız o an hemen aklınızda canlanıveriyor.

Bu sezon da ders dönemi bitti, fakülteler kapandı. Son sınıf öğrencileri mezun oldu. Geçmiş zamanla günümüz kıyaslandığında hakikaten çok değişik ve iç burkan bir durumla karşı karşıya oldukları görülür.

 GEÇMİŞLE GÜNÜMÜZDEKİ GENÇLERİN HEDEFLERİ

Bizim öğrenciliğimizde lisans öğrencilerinin mezuniyet sonrası iş olarak birinci tercihi üniversitede akademisyen olmaktı. “Seneye falanca alanda yüksek lisans yapacağım” sözü sık duyulurdu.  İlahiyat öğrencileri için öğretmenlik, diyanet gibi birkaç kamu kurumu peş peşe sıralanırdı. Ayrıca serbest meslek sahibi olmak ve ticaret de meslek seçimlerinin arasında yer alırdı.

2021’in yeni Türkiye’sinde ise İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin yüzde 95’ten fazlası direkt öğretmen olacağını belirtmekte, kalan yüzde 5’i de muhtemelen -kazanacağından emin olamadığı için- “henüz belirsiz” şeklinde bir fikir beyan etmekteler. Bunu diğer kurumların yıpratılmasıyla açıklamak saflık olur.

GENÇLER UMUTSUZ!

Şimdi günümüze gelecek olursak; öğrenci uzun yıllar sonra fakülteden mezun olmuş, 4-5 yıllık değil; ilkokul, ortaokul, lise ve üniversiteyle birlikte, neredeyse 20 yıllık bir öğrencilik süreci son noktasını bulmuş.

Mezuniyetle birlikte, yılların hayalinin gerçekleşmesiyle çok sevinilecek bir durum meydana gelmişken, ne var ki bu sevinci bugünkü gençlerde görmek mümkün değil. Gençler ümitsiz vaka gibi bir görüntü sergilemekteler. Hiçbiri okuldan mezun olduk, stresten kurtulduk, yeni bir hayata atılıyoruz diye sevin-e-miyor. Aksine daha büyük krizin içerisine girdiklerinin farkındalar. Hepsi de KPSS sınavına hazırlanma derdindeler, atanacak kontenjanlar ile mezun sayısını kıyaslayınca, bile bile lades dendiğinin farkındalar. Gelecekten pek umutlarının olmaması da bu durumda gayet normal.

KADRO-KPSS TUTARSIZLIĞI

Keşke kamu yöneticileri bu kontenjanları belirlerken, öğrenci sayıları ile KPSS atamalarında ülkenin içinde bulunduğu durumu göz önünde bulundursalar daha mantıklı olacak. Planlama yapmak gibi bir dert olmadığı için işsizler ordusuna yeni üniversite mezunları katılıyor.

Keşke gençlere boş, ham hayal dağıtılmasa ve makul çözüm önerileri getirilerek denge gözetilse. Öğrenci 20 yıl çabalıyor. Hadi liseden sonraki en az 5 yılı üniversiteye ve KPSS’ye hazırlık gibi altı-yedi yıllık süreci büyük umutlarla çalışıyor, çabalıyor ve sonuçta bir yere atanamıyor.

Hâlbuki bir öğrencinin beş yıllık süreçte harcadığı masrafı ve kamunun öğrenci başı birim maliyeti hesap edildiğinde bu rakam istihdam teşviki olarak öğrencide kalsa devlet de millet de daha karlı olacak.  İddia ediyorum, bir öğrenci Ziraat, Eğitim, Fen-Edebiyat Fakültesini veya İktisat-İşletme gibi bir bölümü bitirip işsiz kalmaktansa, lise mezunu olarak kalması belki daha rahat iş bulmasını sağlayacaktır.

MESLEK SEÇİMİNDE YAŞ VE EĞİTİM FAKTÖRLERİ

Burada es geçilen diğer hususlardan biri şu; 25 yaşına geldikten sonra iş arayan bir insanla 18 yaşında iş arayan insan işveren açısından aynı değerde değildir.

18-20 yaşlarındaki genç her türlü eğitime açık, meslek öğrenmeye elverişlidir ve hayattan fazla beklentisi olmadığından işini severek yapabilir.

Teknik açıdan el becerisi kazanmaya yatkın olur. Eğitime eğilimli, işletme açısından da işletme kültürüne uygun personel olması sağlanır.

Üniversite mezunlarındaysa, “ben her şeyi biliyorum” havasındadır yeni bir şey öğrenmez, çalışmaya alışık olmadığından öğrenemez de, bu yönüyle yeniliklere kapalıdır.

Belli bir yaştan sonra yeni bilgi öğrenmeyen, kurum kültürüne uyum sağlayamayan pasif bireyler olarak arada kalır.

KİŞİLİK ÖZELLİKLERİNE GÖRE VE MESLEK/İŞ ODAKLI EĞİTİM

Bu nedenle pek çok ülkede olduğu gibi öğrencilerin erken yaşlarda bir mesleğe yerleşecek şekilde eğitim alması esas olmalıdır. İstihdamın sağlanması açısından, eğitimini tamamlayan öğrencilerin özel sektöre yönlendirilmesi elzemdir.

Pek çok işletme, aradığı evsafta personel bulamadığından yakınırken, milyonlarca insan da işsizlikten kıvranıyor. Bunun nedeni; işveren açısından yetkin, donanımlı, vasıflı eleman bulunmayışı; iş arayan üniversite mezunları açısından da yıllarca hayalini kurduğu beklentilerine uygun iş bulamadığındandır.

Bu durum ülkenin ekonomik olarak büyük bir engeli olarak karşımızda durmaktadır. Üniversite mezunu bir gencin, hayattan beklentisi refah seviyesi yüksek, konforlu bir yaşamken lise mezununun beklentisi daha başkadır.

Bunun için de üniversite mezunu, iş bulsa da bulduğu işi beğenmiyor, bir süre sonra da o iş bile eline geçmiyor.

Özetle; geleceğimizin teminatı olan gençlerimiz fakülteden aldığı eğitim sonucunda herhangi bir işe başlayamayacaksa, uzun yıllar atama bekleyecekse, nice fedakarlıklarla, ümit ve emeklerle tamamladığı eğitimi işine yaramayacaksa, öyleyse niye beş yıl boşuna dirsek çürütüyor, aileleri servet harcıyor.

Her şeye rağmen yeni mezun öğrencilerin bahtı açık olsun. Dünya ve ahiret iyilikleri ile karşılaşsınlar, istedikleri meslek sahibi olsunlar diye dua etmekten başka bir çaremiz görünmüyor.